İnsanları dil öğrenmekten asıl alıkoyan şey (sandığınız gibi değil)

Birine, ortaokulda on yıl ders almasına rağmen neden hiç İspanyolca öğrenmediğini sorarsanız, muhtemelen şöyle cevap verecektir: "Dillere yeteneğim yok." Ocak ayında aldığı karara rağmen İngilizce'ye neden hiç geri dönmediğini sorarsanız: "Zamanım yok," diyecektir.

Bu cevaplar dürüsttür. Ama doğru değildir.

Dil edinimiyle yıllarca ilgilendikten sonra – bilimsel eğitimim, kişisel deneyimlerim ve aynı durumdaki yüzlerce ebeveynle konuşarak – bir dil öğrenmenin gerçek engellerinin neredeyse her zaman başka yerlerde olduğunu fark ettim. Daha derin, daha insani ve hepsinden önemlisi: düşündüğümüzden daha aşılabilir.


1 Numaralı Engel — Alay edilme korkusu (açık ara en güçlüsü)

Bu, 1 numaralı engeldir ve açık ara öndedir. Dil bilgisi değil. Kelime bilgisi değil. Zaman değil. Gülünç görünme korkusu.

Yabancı bir dil konuşmakta derin bir kırılganlık vardır. Bir çocuk gibi olursunuz – tereddütlü, kısıtlı, tüm zekanızı ve inceliğinizi ifade edemeyen. Ana dilinizde yetenekli, komik, dakik olan siz, aniden kelimelerini arayan, yanlış çekim yapan, aksanla konuşan birine dönüşürsünüz.

Bu korku evrenseldir. Zekayla hiçbir ilgisi yoktur. Sosyal psikologlar, "yabancı dil kaygısı" dedikleri yabancı dilde iletişim kaygısının, öğrenmeyi bırakmanın en güçlü belirleyicilerinden biri olduğunu, kişinin gerçek seviyesinden çok daha fazla olduğunu göstermişlerdir.

Açıkçası: dil konuşmayı bilen insanlar, bilmedikleri için değil, yargılanmaktan korktukları için vazgeçerler.

Bilimin söylediği: Çevrenizdeki insanlar, aksanınızı, cinsiyet hatalarınızı veya yaklaşık sözdiziminizi sizin düşündüğünüz kadar fark etmezler. "Spotlight etkisi" olarak adlandırılan bu fenomen, psikolojide iyi belgelenmiştir: başkalarının kusurlarımıza ne kadar dikkat ettiğini sürekli olarak abartırız. Dilini aksanla konuştuğunuzu duyan bir ana dil konuşanı, en çok çaba gösterdiğinizi hatırlar. Nasıl çekim yaptığınızı değil.


2 Numaralı Engel — "Dillere yeteneğim yok"

Bu cümleyi kaç kere duydunuz? Kendinize kaç kere söylediniz?

Doğru olmak gerekirse: "Dillere yetenekli olmak" esasen bir mittir.

İnsanların "dillere yetenekli olmak" dedikleri şey aslında herkes için tamamen ulaşılabilir faktörlerin birleşimidir: erken yaşta maruz kalmış olmak, öğrenmek için güçlü duygusal bir nedeni olmak (romantik bir ilişki, anlaşılması gereken bir aile), kendi öğrenme tarzına uyan bir yöntem bulmuş olmak veya sadece ortalamadan daha uzun süre ısrar etmiş olmak.

İkinci dil edinimi araştırmaları kesindir: eşit maruz kalma seviyesinde, bireyler arası farklılıklar düşündüğümüzden çok daha azdır. Bir dil öğrenmede "başarılı" olan insanları ayıran şey, doğuştan gelen bir yetenek değildir. Düzenlilik, hataya tolerans ve motivasyondur.

Konuşmayı öğrenen 3 yaşındaki bir çocuk asla "yetenekli değilim" demez. Dener, hata yapar, yeniden başlar, başarısızlık bilinci olmadan. Biz yetişkinler bu özgürlüğü kaybettik. Ve yetişkin bir öğrencinin gerçek dezavantajı budur – nöronları değil.


Ara