Aktarılmayan dil

Üç nesilde bir dil yok olur

Bu bir efsane değil. Dünyadaki milyonlarca ailede gözlemlenen, belgelenmiş bir olgudur. İlk nesil ana dilini konuşur. İkinci nesil iki dillidir ancak ev sahibi ülkenin dilini tercih eder. Üçüncü nesil ise genellikle sadece bu dili konuşur.

Bir ömürde. Üç nesilde. Bir dil bir ailede ölebilir.

Ve onunla birlikte, esaslı bir şeyler yok olur: sadece o dilde anlatılabilecek hikayeler. Büyükannenin fısıldadığı şefkatli sözler. Akşam şarkıları. Tek bir cümleyle tüm bir yaşam felsefesini özetleyen atasözleri.

Bir dili kaybetmek, kendine erişimi kaybetmektir.

Yerleşen sessizlik

Birçok göçmen ebeveyn acı verici bir seçim yapar, genellikle sevgiden dolayı: çocuklarının daha iyi entegre olmaları, okulda daha başarılı olmaları, oyun alanında daha az acı çekmeleri için evde Fransızca konuşurlar.

Bu seçim anlaşılabilir. İnsanidir.

Ama sessiz bir bedeli vardır. Bir gün, yetişkin olan çocuk köklerini arar. Nereden geldiğini anlamak ister. Büyükannesiyle konuşmak ister - gerçekten konuşmak - ve kelimeler gelmez.

O an özel bir yalnızlık vardır.

 

Asla çok erken değil. Nadiren çok geç.

İyi haber şu ki, çocuklar olağanüstüdür. Beyinleri diller için yapılmıştır - tüm diller için, aynı anda, görünürde çaba sarf etmeden. Yaşamın ilk yıllarında düzenli olarak duyulan bir dil, unutulmuş gibi görünse bile derin bir iz bırakır.

Ana dilde söylenen her kelime ekilen bir tohumdur. O dilde anlatılan her hikaye, çocuğu kendinden daha büyük bir şeye bağlayan bir ipliktir.

Bu bir yük değil. Bu bir hediyedir.


Aktarılan bir dil, kopmayan bir bağdır. Bugün hangi dili canlı tutmayı seçiyorsunuz?

 


MEMORA'yı (iki dilli hafıza oyunumuz) ve Ailede İki Dillilik Büyük Rehberimiz'i keşfedin.

 

0 yorum

Yorum bırakın