Dillerin Gizli Zenginlikleri: Tek Bir Kelimenin Yetmediği Anlar

Fransızcada kar, kardır. Arapçada deve, devedir. İngilizcede sevdiğimiz her şey için "love" deriz: karımız, çikolata, pazar sabahı. Ancak bazı diller dünyayı öyle bir hassasiyetle böler ki insanı suskun bırakır. Bu, onların "daha iyi" olmasından değil, yüzyıllar ve ihtiyaçlar boyunca, diğer dillerin basitçe icat etme gereği duymadığı kelimeler geliştirmiş olmalarından kaynaklanır.

İki dilliliğe ilgi duyduğumda keşfettiğim en güzel şeylerden biri şudur: her dil, gerçeği bölmenin eşsiz bir yoludur. Ve bunu anlamak, neden yeni bir dil öğrenmenin sadece bir sözlük ezberlemek olmadığını, farklı bir şekilde görmeyi öğrenmek olduğunu anlamaktır.


İnuitlerin karı (ve neden bir efsane değil)

"Kar için 50 Eskimoca kelime" lafını duymuşsunuzdur. Bu abartılı bir fikirdir ama temelinde gerçek yatar.

Alaska, Grönland ve Kanada'nın kuzeyinde konuşulan Yupik ve İnuit dilleri, gerçekten de farklı kar türleri için çok sayıda ayrı terim geliştirmiştir: yağan kar, zemini kaplayan kar, iglo yapmak için uygun kar, ayakların altında çıtırtı yapan kar, eriyip tekrar donan kar, rüzgarla taşınan kar...

Bizim için bu sadece kardır. Nokta. Onlar için her türün hayati pratik sonuçları vardır: avlanabilir miyiz? üzerine inşaat yapabilir miyiz? bu alanı yürüyerek geçebilir miyiz? Dil, günlük yaşamın ihtiyaçları, hayatta kalma gereksinimleri etrafında inşa edilmiştir. Bizim bir kavram gördüğümüz yerde, onlar yirmi farklı gerçeklik görürler.


Renkler ve sonsuzlukları

Japoncada, bizim ayırmadığımız beyaz tonlarını ayırt etmek için birkaç terim vardır:

  • Shiro — nötr beyaz, rengin kendisi
  • Shirogane — gümüşi beyaz, metalin, ayın rengi
  • Byaku — saf, neredeyse kutsal beyaz, resmi ve dini bağlamlarda kullanılır
  • Nando-iro — hafif griye çalan beyaz, kaldırımlardaki yağmurun rengi

Rusçada, goluboy (açık mavi) ve siniy (koyu mavi) arasındaki ayrım stilistik değildir. Bunlar temelde iki farklı renktir. MIT araştırmacıları tarafından yapılan çalışmalar, Rusça konuşanların mavi tonlarını İngilizce konuşanlardan daha hızlı tanıdığını, tam da dillerinin onları ayırt etmeye zorlaması nedeniyle göstermiştir.

Arapçada, kahverengi, bej, toprak ve kum tonları (çölün renkleri) için onlarca kelime varken, Fransızca sadece birkaç sıfatla yetinir.


Zaman ve uzay: farklı zihinsel haritalar

Bu fenomen sadece renklerle ilgili değildir. Dillerin zamanı, uzayı ve hatta sorumluluğu nasıl organize ettiğiyle de ilgilidir.

İngilizce ve kişisel kusur

İngilizcede "I broke the vase" deriz, yani vazoyu ben kırdım. Dil, faili, sorumluluğu, kasıtlılığı dayatır.

İspanyolcada ve Japoncada ise daha çok "se me cayó el vaso" veya "花瓶が割れた" yani "vazo kırıldı" denir. Dil, faili ortadan kaldırmaya, kazayı kişisellikten çıkarmaya olanak tanır.

Çalışmalar, bu dilbilgisel farkın olayların hafızasını gerçekten etkilediğini göstermiştir: İngilizce konuşanlar bir kazaya kimin neden olduğunu daha iyi hatırlarlar. İspanyolca konuşanlar ise sorumludan bağımsız olarak olayın kendisini daha iyi hatırlarlar.

Arapça ve aile ilişkileri

Fransızcada "amca" kelimesi hem babanın erkek kardeşini hem de annenin erkek kardeşini ifade eder. İki farklı kişi, tek bir kelime.

Arapçada, 3amm baba tarafındaki amcayı, khal ise anne tarafındaki dayıyı ifade eder. İki ayrı kelime, çünkü bu iki ilişkinin Arap kültüründe farklı sosyal, hukuki ve duygusal sonuçları vardır.

Dil, bir toplum için neyin önemli olduğunu yansıtır.

Türkçe ve ikinci el bilgiler

Türkçe büyüleyici bir dilbilgisi özelliğine sahiptir: konuşanı, verdiği bilgiyi nasıl edindiğini belirtmeye zorlar. "Kendi gözlerimle gördüm" için bir fiil eki ve "bana söylendi" veya "duydum" için başka bir fiil eki vardır.

Fransızcada, dışarıda olup olmadığınızı veya size birinin söyleyip söylemediğini belirtmeden "Dün yağmur yağdı" diyebilirsiniz. Türkçede ise seçmek zorundasınız. Dil, epistemolojiyi kodlar: neyi nasıl bildiğimizi.


Sadece bir dilde var olan kelimeler

Tercüme edilemeyen kelimelerde rahatsız edici ve güzel bir şeyler var. Bu terimler, öyle kesin bir duygu veya durumu yakalar ki başka hiçbir dilin onları adlandırma ihtiyacı (veya fikri) olmamıştır.

Hygge (Danca/Norveççe): bu sadece "rahat" veya "konfor" değildir. Sevdiklerinizle paylaşılan basit bir anın, yumuşak bir ışığın sıcaklığındaki özel atmosferidir. Nedenini bilmediğimiz halde unutulmaz hale gelen bir hafta içi akşam yemeği.

Saudade (Portekizce): kaybettiğiniz veya belki de hiç sahip olamadığınız bir şeye veya birine karşı duyulan tatlı-acı bir nostalji. Üzüntü değil. Melankoli değil. İkisi arasında bir şey, güzellikle dolu.

Komorebi (Japonca): ağaç yapraklarından süzülen güneş ışığı. Bu belirli görsel an için tam bir kelime. Japonlar bunun kendi adını hak edecek kadar güzel ve özel olduğuna karar vermişler.

Toska (Rusça): Vladimir Nabokov onu "ruhun büyük bir kaygısı, bir şeye derin bir özlem, nesnesi belirsiz bir nostalji" olarak tanımlamıştır. Fransızcada tam bir karşılığı yok. İngilizcede bile yok.

Mamihlapinatapai (Yaghan, günümüzde neredeyse tükenmiş bir Kızılderili dili): İki kişinin, diğerinin inisiyatif almasını istediği, ancak ikisinin de cesaret edemediği bakışma. Bu kelimeyi bulmak için bir dilin tamamına, onu kaybetmek için ise başka bir dile ihtiyaç duyuldu.

Gökotta (İsveççe): özellikle doğaya çıkıp gün doğumunda kuşların şarkılarını dinlemek için sabah erken kalkmak.

Ikigai (Japonca): sabah uyanma nedeni. Sevdiğiniz şey, yetenekli olduğunuz şey, dünyanın ihtiyacı olan şey ve sizi geçindirebilecek şeyin kesişimi.


Çocuklarınız için ne anlama geliyor?

Eğer her dil, dünyayı görmenin ve adlandırmanın farklı bir yolu ise, iki dilli bir çocuk iki sözlüğe değil, iki farklı zihinsel haritaya, gerçeği bölmenin iki yoluna, iki algı sistemine sahiptir.

Belki de beyazın farklı tonları olduğunu, sorumluluğu atamanın birden fazla yolu olduğunu, ana dilinin tek bir kelimeyle ifade ettiği duygular için birden fazla kelime olduğunu daha çabuk fark edecektir.

Bu sadece akademik veya profesyonel bir avantaj değildir. Bu, dünyanın bir tür zekasıdır, başkalarının görmediğini görme yeteneğidir, çünkü onu adlandıracak kelimeleri yoktur.

Wittgenstein'a sıkça atfedilen bir cümle vardır: "Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır."

Bir çocuğa ikinci bir dil sunmak, bu sınırları geriye çekmektir. Ona asla göremeyeceği beyaz tonlarına erişim sağlamaktır. Hissedip adlandıramadığı duygular için kelimeler vermektir. Asla tek başına keşfedemeyeceği düşünme biçimlerine erişim sağlamaktır.


Bir dil bir araç değildir. Bir dünyadır.

Bir dahaki sefere birisi size dil öğrenmenin "sadece kelime ezberlemek" olduğunu söylediğinde, ona İnuitlerin ve karlarının hikayesini anlatın. Veya bilginin kaynağını kodlayan Türkçe kelimeyi. Veya neredeyse yok olmuş bir dilin adlandırması gereken bakışmayı.

Öğrendiğiniz her dil size yeni kelimelere erişim sağlamaz. Size yeni düşüncelere erişim sağlar.

Ve bu düşüncelerden bazıları başka hiçbir yerde yoktur.


MEMORA'yı (iki dilli hafıza oyunumuz) ve Ailede İki Dillilik Rehberimizi keşfedin.

 

 

0 yorum

Yorum bırakın